1 Aralık 2013 Pazar

Ömrümün Kesintisiz Şarj Barındıran Feneri

Yalnız zamanın önünde duramadığı, otobüs duraklarına kimseler görmeden adını yazdığım, geceyi andıran gözlerine uzun süre bakamadığım ve bunun gibi olgularla bütünleşen bir kadın tanıyorum.

Ahh o parmakların, kanunumun telleri..

Senin adın, benim ömrümün en kutsal nişanesi; yakamdan düşmüyor bakışların. Uzun bakış açına sığabilen olmak ve dokunabilmek kimseler görmeden boynuna. Üzgünüm tanrım ama buna günah yazmamalı meleklerin. Seneler ne çabuk geçiyor. Sana kadınım olmak ne kadar da yakışıyor. Özetliyorum şehrin en masum semtlerine yapılan kaldırımları, ayaklarının altına birileri cenneti inşaa ediyor. Çok yüzeysel konuşuyoruz zaman zaman, komşuların bir fincan kahvesine muhtaç değiliz yinede. Sana anlatamıyorsam gözlerini, bırak bende kalsın. Bak solarsa da bir gün çiçeklerimiz, üzülme ben varım. En kötü eker yenisini geçerim, uzak diyarların tohumlarıdır. Sen gönlümde gonca, hatıralarımız ise onca yüke rağmen hala tazeliği koruyan bir buzdolabı. Odanın kirişleri çok sert değildi, sende sert değildin; affedildim. Hani tövbeli şerbetler içerdik ya en soğudundan, bin kez derim hasta olmak yasak ! Tam anlatamıyorum ama sana aşığım bence. Yani bana kalırsa ihale.. Ben bile bilirsem ancak soruların cevabını,.. öpüyorum anam. Çok yersiz ve zamansız karamsar mı düşünüyorsun gerçekten yada bana mı zarfın a be kadın ? Neyse, kahve sensin tatsız, bacalarım kurumsuz. Olmaz ki kışların güneşsiz ! Yad eller kül rengi bulutlarla kapanık, seni öptüğümden beri. Olsun, mübahtır sana bana dil uzatana.. Kılı kırk yarıyorsun da, edermiyim gümüş bir delikli para ?, bilemedim. Bazen çok daha fazlası umudum, ömrümün o senin en eski upuzun saçlarından. Anlatamıyorum, yemin ederim. Sana, senli şiddet taraflarım inan kıskançlığımın basurundan kadınım. Yakarım bilirsin gemileri, düz mantığımın kibriti ile ve umarsızca. Önümüzde; sana çalınacak kapılar, sana çalınacak ziller, sana çalınacak enstrümanlar olacak. Öyle bakma, sana dokunamazsa yanar ellerim. Kora döner adımlarım ve o masum semtin kaldırımlarında yanar dururum. Yada duramam, çünkü durduramam içimde ki sevgini. Beni biraz olsun anlıyorsan, seni sevdiğimden. Anlatamamak benim derdim.  

Onca sene evvelmiş, alel acele gelmişsin dünyaya. Aykut doğalı bir hafta olmuş, senin ne işin var hala içerde, durma koş ! Arada ki mevsim geçişleri belirlemiş belli ki çehreni. Sana ne zaman kırıcı bir laf ettiysem, lağ oluverdi benimde demet demet çiçeklerim. Eee kadınım, sana doğmak bir başka yakışmış. Aralığın bir başka havası olmuş bu vesile ile. Sana en az benim kadar minnettar olan aylar, sana tüm renkler el pençe divan. Yani bu üçünden biri; el,pençe,divan. :) Güzel sevgilim; binlerin içinden kısmetim olmana mı şükredeyim, bana bu kadar yakıştığına mı ? Güzel sevgilim, yolumuz ışıl ışıl, kaderim bir çaputtur adınla başlayan. Seçenekleri gül bahçesi ömrümüzün. Ama yemin ederim, ama and içerim; ölürüm bir yanım sensiz kalırsa. Varlığının, varlığıma kattığı kelimeler ile ayaktayım. Doğman tabiattan çok bana bir lütfu yaradanın. Sana ılık tarafından sozsuz minnetlerimi sunarım. Nice birlikte yaşlarımız olmalı ! Benimle yaşlanmalısın.. İyi ki doğdun, iyi ki varsın; yalnız yanımda değil her anımdasın..

İsimlerimiz zaten akraba,

Gülümsüyorum her an..

Hayatımın kadını !

Seni seviyorum..

Sevgilin,
Aykut GÜLERYÜZ

17 Ekim 2013 Perşembe

Olmayışın Zamana Karşı Tavrına Kırılan Nesneler

Dudaklarım biraz geç acıyor,
Gözyaşım setlerine çarptıkça.
Baş kaldırıyorum bakışlarına !
Gerisinde bir dağ keçisi ve otlar,
Zamana zamansız bulaşan.
Ve sana söyleyemediklerim,
Tek sıra ve istifli duruyor,
Karşı mahallenin parkında..
Onlar olacak benden sonra,
Duracak tam önünde kirpiklerinin.
Başka zaman sana isminle hitap edecek.
Daha başka zamanlar seni tanımayacak !
Bilmeyecekler sarıldığın gemileri.
Bir nota, bir mızıka ve eğlence.

Benden sonra kalkacak trenler.
Tanımadıkların ile tanışacaksın.
Bana da seni tanıma şerefini bahşeden,
İlkel cümlelerimde aklıma taş koyan,
Seni yaradan tanrıya minnettarım.
Kutla beni, benden sonra.
Olmadığımda...

Kışa bulanan mevsimlerini sorgula.
Dudaklarımı sorgula sessizce !
Sor bakalım açmayan goncayı.
Bilmem kaç volt ampül ışığı altında.
Gözlerini sor bir de,
Tam adımın yanında duran gözlerini.
Şimdi adamın yanında duran..
Dudaklarımın setlerini aşındıran.
Kelimeleri dile getirip bağırttıran.
Gözlerini sor da ara beni.
Kaç numarada olduğumun önemsizliğini,
Nefes alışlarımın ritminin gereksizliğini,
Bir kez daha ve son kez hatırla.

Beni bir izmir sabahı hatırla.
Kordonunda koşarak uzaklaştığım.
Bir de uyanamadığım sabahları;
Ses tellerinde hapsettiğin nefessiz kelimelerce.
Dalgası kıyısına vururken şehrin,
Yudumladığın çayda,
Yere düşenini öptüğün ekmekte,
Ve denize kıyısı olmayan şehirlerde.

Aklında böyle biçimsiz kalayım.
Teşekkürler tanrım !
Bir nota, bir mızıka ve eğlence..
Kahkahalarca.


İmza,Aykut


11 Ekim 2013 Cuma

"Zıvanadan Çıktım. Beş Dakikaya Oradayım."

Kabloları takip et.
Beni bulamayacağın yolları sor adamlara.
Beni tanıyamıyor çehresi kibrit çöpünden evlerin.
Bana bana yanaşır, sana benli ilişir şimdi.
Bizim gibi buralar.
Belki üç süt mısır bedenin hala,
Sana seni sırnaşık, ede duruyorlar.
Kaldığım yer, kablolara da sor.
Birleşiyor bu zamanlar.
Bizim gibi buralar.

Park ediyorum göğsüne kadar.
Yukarı doğru teneffüs ediyorum kuş sandıklarınla..
Bana bana yanaşır, sana benli ilişiyorum.
Sesini kısamıyorum nefeslerinin, hay allah !
Çok bırkalama,
Birleşiyor bu zamanlar.
Bizim gibi buralar.


iyi konyak odunsudur


7 Ekim 2013 Pazartesi

"Göstermek Gibi Olmasın, Şuranda Bir Şey...Haa Kolunmuş !"

Ben hiç tüfek kullanmadım. Bu yüzden omzumda hiç çürük yoktur benim. Uzun ağaçların, toprağa varan dallarını ezerek koşmayı öğrendiğimde, henüz hiç yaşındaydım. Güneşin ilk ışıkları ile çıplaklığa kavuşan bulutlar çok güzeldi, sende çok güzeldin. Buraya gökyüzünden bir şey düşmüş. Dedem anlatırdı; anlatırken hep ışık derdi. Sen, güneşin gölgesinde kalan insan mahsulüsün. Gözlerimi kapatınca, gözlerin gözümün önüne düşüyor. Ben hiç tüfek kullanmadım. Eğer bir tüfeğim olsaydı; önce, kalbini avlardım. Her sabah uyanmama vesile olan kuşlarla çekiştiriyorduk seni. Şimdi, senin ismin yok, ağaçlar çok sıkıcı. Burası dünya ve biz yalnızca eskiden çocuktuk.

Sonra bir gün ağaçların kalabalık olduğu hatta ağaçtan başka bir şey olmayan bu yerde ateş yaktılar. Yandık !

Siz inanmıyorsunuz ama biz yeniden geldik.


Belki de sevgiler, Aykut



Tekerlekli sevgiler hiç durmuyor


 (Yayın başlığı:"Kaç canım kalmış - Kafamı Hissetmiyorum" isimli şarkıdan)

20 Eylül 2013 Cuma

Akvaryum Balığının Okyanusa Açılma Hevesi

Her yerin zamansız düzene girmesine neden oldum. Tam gidiyorken cennetten, günahlarım silindi. Rüzgarın esmeye doyamadığı yerlerde doğdum ben.. Nice senelere tüm dünya belirsizlikleri !

Ve yine ben aynı kalender saydam dünya çilesinde, kayganlığını kimseciklerin tanımlayamadığı nevresimlere sarılıp ağlıyor iken, kimliklerim kimlerin elinde..? Sen hangi şehrin boğazı isen, ben o şehrin öksüzüyüm. Senin cesetlerin gülümsüyorken yüzüme yüzüme, hemde hiç utanmadan; benim kahkahalarım.. Bir ben, bir de şehrin ile birlikte yıllarca süründük, birlikte yıllarca çirkinleşip, dövüştük. Sana verebileceğim milyonlarca cümlenin temelini inşa ederken, istinat duvarına da aynı adını yazıyordum. Binlerce adından birini yalnızca...

Neyse, "bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm"

Sevgiler,Aykut

"nicesini dönmez yola gönderdim"

6 Eylül 2013 Cuma

İlkel Saçmalıklar vol.262

Elimle sıkıyordum boğazını, martılarına bir ayağımla basarken ve mimlendi birden bulutları.. Ezilerek öldürülmesin gönlümün haşereleri; ben bu şehrin sıkıyorken boğazını !

Öyle sakin duruyordum gölgesinde; kış gelince, nerede bu gölgesi demeyeceğimiz ağaçların. İlkbaharlı, yazlı günlerdi sevdiklerim seni. Ve seni sevdiğim vakit, gözlerimde karargah masaları.. Sana anlatmaya unuttuğum ne varsa zihnimde, başkalarına da anlatmadım. Başkalaşmaya çalışmıyordum ama gölgesini güneşe borçlu olan ağaçlar bana dakikalar seviştikçe daha da kızıyordu. Ağaçlar diyorum, senli günleri sensiz kılan yeşillikte hemde.

Bize birkaç kelime öğrettiklerinde, varlığını söylememişlerdi.
Mısraları da hiç unutmadım; "Bana seni gerek, seni"

Aşrın bahçe camında buğuyum.
Sabahın perinde sandalcı,
Gözlerinin erinde bir bade soyuyum.
Düpedüz Allah ın kulu,
Yağmurlu günlerinde kupkuruyum.

Ben bu gece yokum.

Sevgiler,Aykut.


başka türlüsünü öğretmediler

3 Eylül 2013 Salı

Senin Anlayacağın Piyano Tuşu Çok Öksürdü O Gecede..

Unutuldu şimdi, bazı güvercinler. Hiç bu kadar büyük bir kağıt görmemiştim dedi adam ürkekçe. Sesini açar mısınız gazetelerin..? Her gün, gün dönümü bir cesetle daha tanışıyorum. Sesin nereden geldiğini bulamıyorum ama ben, kendim de değilim konuştuğumda. Hiç bu kadar büyük bir el öpmemiştim. Hatırlıyorsanız bir zamanlar ne de diri ne de taze kanatlarım vardı. Koparılan hiç bir yaprak tekrar yapışmıyor dilime. Her yaprak bir kelime ve her kelime şeytanın kilidi. Bu melodram, vücutta kaygan yerlerin mitolojisi. Ruh sağlığının var elbet psikolojisi. Olmak istediğimiz gibi olduramasak ta bazı şeyleri, her akşam olmuş gibi şükrederek uyuyoruz. Belki bir gece uykusunda, bize rüya gelen olayları reel yaşıyorsak. Sen bana muhtelif bakıyorsun prensesim. Ben ise bir deve..  Hörgüçüm, dudakların. Sen olabilirim aslında, kimselere sormaksızın kendimi. Her insan ayrı tanır gidiverirken o garda sırf sen değil, bizli gibileri. Kalender tavırlarıma aldandığında çocuktun. Beni tanımaya çalıştığında, bir erkek kadar. Beni tanıdığında yoktum. Bitmemeli gibi duruyor melodram. Olmak istediğim şey şu an daha yumuşak bir yer olabilir. Mesela senin memelerin kadar hoyrat bir yatak. Ben bunu her gece yaşatıyorum kelebeklerine bu şehrin. Biri de anlatmıyor ki, "her" nedir ..? Senin her'leştiğin cümlelere de lanet olsun. Senin bana pompaladığın ünite ünite kanlara da. Aferim, afiyet oluyor damarlarıma.

Uslu çocukların aileleri kadar mutlu tablolar çiziyorlar ve her sabah başlıyor şu melodram. Başımı yastıktan kaldırdığım an. Peki ya aynı başı yastığa koyduğum an..?

Eskiden her evin bir bacağı kırık sehpası olurdu. Onlara kızmayın n'olur ..!


Usulsuz hakikatler, Aykut


bütün gece uyuduğumu düşünürdüm. kollarım karıncalanmış meğer.