15 Eylül 2025 Pazartesi

Kılcal Çatlak Sıvaların Anlatmaya Çalıştıkları (Bir An Durup Arkama Bakmışım)

Belki gelir yine yeniliriz.
Uzak yolculuklar çağırır bizi.
Biz değil miyiz sanki bu sirkin bedensizi..

Çok tanıdık bir yerde binekler,
Aynı şarkılar çalsın isteriz.
Bazen bildiğimizden de değil,
Bilirmiş gibi severiz.
Adı belirsiz bir çiçek koparır,
Uzatmadan önce utanır çekiniriz.

Ahh benim yirmilli yaşlarım !
Çok seneler birikmiş ki,
Biraz mutluluğa peşkeş çekeriz.
Yine de kulağa hoş gelen ne ise,
Ona yönelir, onu isteriz.

Oturmuş, konuşur olmuşum.
Var kendimden otuzyedi cümle.
Her biri başka anlatır beni.
Bu kadarı sence de yeter mi ?

Şükür, buradayım.

Mutlak sevgiler, Aykut

Daha güzelini görmedim


21 Mayıs 2021 Cuma

Önemi Olmayan Tutarsız İtiraflar

 

Ne bir anı kalmış, ne de hisler bırakmışım iç cebimde.

Nasıl savurduğumu bile unutmuşum.

Bir tek ateşin dumanı ve onun kokusu burnumun ucunda,

Bir de geçen yılların rakamsal olarak sayısı hafızamda.

Unutmuşuz, unutmaya alışmışız !

İyi ki insanız !


Hadi sevinelim desem, yok buruk galiba içim.

Ben çok değiştim.


Bambaşka bir,

Aykut



30 Ocak 2021 Cumartesi

Bir Ağır Çifte Yoksulluğun İnanılmaz Acımsı Duygusu (Geride Kalan Ben)

İnsanın nasıl büyüdüğüne kendi aynasında tanıklık etmesi kadar tuhaf bir durum görmedim. Öyle bir senenin yakınından geçtim ki, bu düş değil hayat dedikleri dedirtti. Tırnak içinde kasımpaşa dediğim, benim şekillenmemde emeklerin büyüğü olarak ne varsa son parçasını filizlenip yeşermesi için toprağa bıraktım. Onunla alakalı daha önce de yazmıştım. Bu yağmur dinmez ki, ademden beri yağar durur..

Yine aynı fark ettiğim şey tsubasanın çift ayakla attığı golü yıllar sonra denemesi ile aynı tattaydı. Siz anladınız desem şimdi, gerçeğe ne kadar yaklaşabilirim. Abiler ! Zorunlu olur mu ? Bir erken çöken kış akşamı, mutlu insanlar.. Bak şimdi, yağ yağmur yağ..

Yıllar öncesiydi, akıl edemez mişiz. Ve inanın mümkünatı da yokmuş senelerin getireceklerini bilmemizin. Yolum yokuş, yolum yorgun. Klavye yabancı; klavye kelimesi kadar. Bazı yazıtlar, bulunulmamacasına kayboldu. Mutsuz değilim. On senedir cümle başlarını büyük harfle başlamam da bana bir şey kaybettirmedi ya zaten. Şimdi gelelim desem başladığımız yere, kasımpaşa çıkar önüme, ölüyormuşçasına ağlarım, yapmayın ! Ne tuhaf geliyor göremeyecek olmam. Geriye kalan ömrümün yarısının hisse sahibi de daha yakından aynı hislerine gark. Sıkıştığımız yerlerde balon gibi farklı noktalardan fazla fazla şişip patlayamıyorum. Yağ yağmur yağ.. Zira yine sana bilmeden tıkladım. Onun telaşı yine tekrardan ibaret. Halbuki üzerine kaç kış yaşadık hep birlikte. Hele ki senin yaşamsal doğum sancıların.. Hiç şahitlik edemediğim; fakat sorgusunda kendime ifade verdiğim, soğuk odanın sıcak peynir kokan akşamı. Neyin ne kadar güzel olduğu, filmin sonunda fark ediliyor. Yanında bir çok şey bulunduran duygular bunlar. İlerletelim ne varsa, bekleme yapılmasın. Binlerce yıldır yenilen dağıtılan kartlardan nasibimi aldım. Mutsuz diyenler, çok yanılıyor. 

Şimdiye bakarsak ikinizde yoksunuz ki, senden bir öncekine diğer yoksulluğum baskın yapmıştı. Unutmam.

Ben bu yarışta geriye kalan olmadım ama geriye bıraktım, mesela gemileri.. Sonrasında her şey donup ve asla tazeliğini korumazken. Bildik sesler kulaklarıma yapışmış. Birinin üzerinden onlarca sene geçti ise diğeri de onlarca sene değil yüzlerce sene gitmez inşallah. 

Halbuki daha ne kadar olduki..

Tanıdık bir ses olmuş, özlediğim çocukluğuma dair. Elle tutulur hatırası bende. Sen verdin hem de canım, canımı toprağa sunduğum.

Bir defa, son defa kalsaydım keşke sende. O yılların yorgunu arka oda yatağın..

Evet çok olmadı ama çok özledim seni. Daha net tabiri yok zaten. Seninle beraber bahsettiğim koca bir hikaye sadece. Sen bana duyduğum en güzel hikayeleri aktaran.. Tam alışıyorum derken, aklıma meteor gibi düşen canım halisem.

Anlatılacak onlarca şeye kelimeler zaten yetersiz. Ki ben hayatın yarım kalma jargonuna şahit, yarım bırakıyorum elbette. 

Hiç eksilme..

Aykut

Bu filmin bir nüshası bende..














27 Mart 2020 Cuma

Başka Semtlerde İkametim (Bunun İçin Çok Uğraştım)

İki noktanın arasında bulunan doğruları gördük. Bu iller arası olanıydı sefilliğin. Üzerine kitaplar bitti ama yazar son nedir bilmedi. Katiller ve maktüller çok sıkı dosttu emindik. Birbirinden bağımsız yapıtlarda buluştuk, oradaydım.

Önemli olan sanırım, o masada sezdiğin ne varsa, onlar da o akşam küstü masaya. Masada bir çok şarkı; örtüsüne tutunmuş saklanırcasına. Anadolu yakası bir ağlayıştı ve ben senin renklilerinin kirlenmiş haliydim. Yaş dediğin rakamlar ibaret dememiş miydim ?

Gelmem sandınız ama aslında yanılmamıştınız. Burada bulunmam mana barındırmasa gerek.

Şimdi çok uzaklarından o şehrin tutup savurmak vardı.
Öyle varoş kaldı zaten o aynı şimdileri.
İnsan geçmez olmuş, var bir nedeni.
Kısa gibi görünen uzun mesafelerin doyumsuzluğu,
İçimizi ısıtan soğuk akşam üstlerinin yokuşlu tatları,
Hepsi yarım bırakılan yerlerinde kaldı.
Sessizliğin aynaya yansımasını da gördü,
Semtsizliğin yakarışlarını da tattı aynı içim.
Kahır diye de betimledi durdu.

Şimdi her zamankinden biraz daha uzak yalnızca,
Her zamankinden biraz daha yokuşsuzuz.

Sen diye tanımladığım muhtemel aynı yokuşta,
Yağmurlu günlerde en kenarından akan sularında gemilerin.
Aynı süratle ilerliyor olması değil inan derdim.
İlerlesin !
Aksın kenarından tadını bildiğin lezzetler.
Doyasıya hem de.
Sonra sonra kana karışan şerbeti suretinin,
Anahtarı kayıp ve karamsar senin kimsesizliğin,
Bak, eminim.
Aynı otobüsün en arka kapısında gafil avlanan,
Kefareti ödenmiş ve cebinde defalarca yıkanmış hali, benim.

Aynı gibi gözüken ve problemlere gark eden ne varsa,
Adım geçer illa, perişanlık bizi bizden almasa da.
Sen mezarların en mezarını güzelleştiren menekşem,
Beni yok yazdın mı ?

Anlatmam lazımdı.
Ölmüş olsa bile zaman mefrumunu yitirmemiş,
Beni ısıtmaya çabalayan montum.
Bir çift göz kadar kahverengi hemde.
Bin çift kadar günü heder edeninden hemde.

İnsan unutmakla tanışmasa nasıl yaşar bu şehirde ?

Sormayın. Vazgeçiyorum elbette.

Bir kaç shot, Aykut

Daha farklı hayatların alkol sonrası bir tık daha ekşi tadı.

Her defasında bile isteye değiştirdim gömleği,
Ütü yapmak anlaşılır düzeyde senin marifetin.
Ben kırışık seviyorum diye de üzmezdin kelimeleri.
Üstelik farklılıklarımız bununla izah edilir gibi değildi.







29 Haziran 2019 Cumartesi

Okunmuş Kitapların Okunmamışlara Nispet Yapması İlk Final Bölümü

Vakit usul usul birbirini takip eden sayaçlar ile tükeniyordu. Besbelli ömürden yiyorduk. Havaların sıcak zamanları işte, başlarına doğru tercihlerin bir bütünü oluşturması ve süre gelen hikayeler. Hatta en bildiğini tanıyamama seramonilerinin başlaması, senin ellerin kopana kadar alkışlaman ama için bir tuhaf hani.

Tuhaf ya işte. Sürekli sonlar yaşıyor ve kelimeler ile şekillendiremesekte yazıyoruz. Mesela şu an saatin ikiyi otuzsekiz geçmesinin sonunu yaşıyoruz.Yarın bugünün yasını tutabiliriz. Sürekli biten bir şeyler var. İnsanoğlu günaydın ! Bu sürekli bitişlerin yeni başlangıçları içinde sürükleniyor ve tüketmeye devam ediyoruz. Bu süreç ki türlü duygulara gark ederken seni ben bu yazıların sonuna geliyorum. Yıllar affeder de işte, yollar affetmez bazen. Uzun zaman öncesinin, uzun yollarında bulunduk. Uzun insanların boynundan tattık, kül rengi sabahlara uyandık kimi zaman ve kahkahalarda yüzdük. Ne meşekkatli, ne vefadan yoksun..

Teşekkür etme istiyorum tüm kazık atanlara, tüm hainlere, tüm vefasızlıklara, tüm insanlıktan çıkıp insanlıktan çıkaranlara.. Bu bir silsile de olabilir bittabi. En çokta insanlığı hatırlatanlara. Herkes ama herkes iyi ki varmış. İçim nasıl da rahat şimdi ve vicdanımda nasıl yeni çiçeklerde açtı bilemezsiniz.

Sonuç olarak bize kalmayacak dünyalar için, bize kalacak günahlar biriktiriyoruz; demişler.

Bu hayat bitecek bir gün..

Sımsıkı sarıldığın duvarlarmış,
Bir günü bin defa dedim, anlattım.
Bakışlardan fallarım oldu, sen dedim.
Şarkıların kimin için yazıldığı manasız.
Söylüyorum herkesler duysun,
Ben hep sevdim menekşeleri.
Açmadılar diye küsmedim hem,
Hem toprağına sarıldım yokken.

Bak, sokağın tanıdıkları kim demişler,
İnsanoğlu işte bu idareyi beceremiyor.
Ben ise şimdi muntazam bir filmdeyim.
Mutlu hikayeler biriktiriyorum.
Sesim çok kartlaştı, gidiyorum.

Bitti, Aykut


Adalet yokluğu kainatın her yerinde aynı seviyededir.

9 Haziran 2019 Pazar

Zamanın Tadı Damakta Kalacak Yerinden Selamlar Getirdim.

Şimdi geç olan tek şey saat bence. Senenin yeri yakışıklı ve gayet uygun seni seyretmeye. En güzel döneminde karşılaştığım bir ağacın, rüzgarda vals ederken çıkardığı ses, aman Allah'ım ! Öyle güzel günlerini yaşıyorum ki belkide ömrümün, sana bunları bizzat anlatmam gerek.

Elimdeki en eski zamanın,
Bu muhakkak belgelendirebildiklerim.
Günden güne birikmiş öpücüklerin,
En azından solmamış çiçeklerin aynı elinde.
Ben ise çok yabancısıymışım hikayenin,
Seni ikna ettim, seni tanrıça..

Tersine koşmak gerekmiş,
Birini dahi ayırmadan sevmek.
İnsan kendini bilmiş sanıyor işte.
Özür dilerim bazı çiçeklerden,
Benim için de açmıyorlar elbette.

Sen şimdi, senesi dolmuş ve en güzel yanı mevsimin.
Süresini arttırdığım kirpiklerimin ve kırpmadan bakabildiğim.
Sen gönülden ve daha nicesi diye eklediğim dileklerimin sahibi.
Sıkı sarılmanın gözlerini dolduran kadın,
Anlaşılan o ki, bana armağanısın yaşamın.

İçimdeki piyanonun tuşlarında sesin,
Hiç bitmeyecek bir rüya gibisin.
Benim gibisin, bendensin.
Bensin.


Büşra'ma küçük bir teşekkür.

Aykut G.

Gönlümün misak-ı millisini çizdiğinde daha düşüktü yaşım,
Gözlerimin içindeki düşman askerlerinin katilisin.
Varlığına layık olmasa da sana sunduğum aşım,
Sen bir devri kapatabilecek güzelliktesin !





3 Nisan 2019 Çarşamba

Beni Anlamadın Ya Ben Onu Yamıyorum Eserinde Yazarın Dikmeye Çalıştıkları

...Sonra bir gün; kart, çok uzaklardan genç gibi görünen, uzun boylu, kenar mahalle adabı renkte boyalı saçlı, bebeği ve orta yaşlı eşi olan, bebeğin ağlamasını çokta sallamayan, konuşmasından yabancı uyruklu olduğu hakkında şüphe ettirmeyen kapı komşum, yengem; muhakkaktır ki evlerimizin kapılarını aşırı tesadüfi derecede aynı anda açmış olduğumuzda bana atmış olduğu "o evin içinden gelen tuhaf seslerin kaynağı sen misin evladım" bakışı yüzünden utanmaya yakın hissettirmiştin. Fakat bu uzun ve noktasız cümleden de anlayacağınız şekilde, bu evde öyle evladiyelik oturmayı düşünmediğim için şahsım tarafından da, kart yengemin ironik bakışlarını, anca onun bebeğinin ağlama sesini salladığı kadar sallayabilmiştim. Bu umarsız fikirlerimde, tutarsız davranışları sergileyip, fakat bunu ev duvarları dışına lanse etmemiş olmam; insanlık adına da benim adıma da önemli bir kayıp değildi.

Ablacım yanlış anlama konumuzun seninle bir alakası yok. Yalnızca ikame ettiğimiz apartmanın duvarlarının aşırı ince olması nedeni ile işittiğimiz sesler bazen diğer komşulardan da gelebiliyor. Misalen sen geçen gün yemek yerden elinden çatalı düşürdün ve ben neredeyse alıp sana verebilecektim. Yani öyle ince olan duvarlarımız, izolasyondan henüz ve daimi olarak haberdar değil. Sonuç olarak osuran da ben değildim yani. O sesleri ben de duydum ama senin suratına "sen osurdun biliyorum" gibi bakmadım. Çok kırdın beni.

Gerçekten şu an bu sayfayı bunları yazmak için açmamıştım. Olan, yoğun ötv aromalı birama oldu.

Yani bu evde yalnız yaşıyorum. Sıradan bir apartman dairesi ama sıfır bina. Buna kanmış olduğum bittabi doğrudur. Her şeyin sıfırına sahip olamasam da sıfırını kullanmak isterim. Mesela sen bir gömlek aldın. Kanka be versene ilk ben giyeyim, demem. Öyle şey denir mi hiç ?.. İşin aslı ev çok sessiz. Benim gibi yalnız yaşayan bir çok ev yalnızının yaptığı şekilde ben sırf evde ses olsun diye televizyonu açmıyorum. Hatta genel olarak televizyonu açmayıp, uydudan yayın sağlayıcı kutuma her ay düzenli para ödüyorum. Bunu, para vererek göbek yağlarımı yakabileceğimi düşündüğüm gibi, yine sadece para vererek gerçek ingilizceyi çok emek sarf etmeden öğrenebileceğimi düşündüğüme de benzetebilirsiniz.

Ev yalnızı bendenizin, huzur dolu evimde bulunan sessizliğin dört köşeli bir alet tarafından bertaraf edileceğine inanmamı da beklemeniz bana göre suç sayılabilirdi. Neyse efendim, saadet meselesine gelecek olursak; evin sessizliği bozulacak. Bunu ümit ederek türlü tasarruflar sergiliyoruz. Bütün bunların öncesinde gürül gürül yanan gemilerden kurtulmayı başarabilen ben, sizleri bir kaç gündür kafamın içinde yankılanan şiir görünümlü, oysa alakası olmayan isimsiz yazı tipimle defaten selamlamak isterim.

Siz hiç bozmayın. Ben muhakkak gelirim. Gelmeyi de bilirim; gelmeyedebilirim.


Islak odunla dövülmüş yazılarım var.
Mevsimin sebzeleri kurusun diye bırakılmış.
Bir mahallede, sokak arasında bastığım halılar yıkanmış.
Yanmakta olan geminin güvertesinde, son sigaramı içiyorum.
Delice güneş var camların ardında, hava da bir soğuk ki sorma.
Hırkalar, o nevresimlerin paylaşıldığı evlerde giyiliyor yalnızca.
Çantanın asılı olduğu hep aynı omzum çürümüş,
Bildik lezzetlerin yaşandığı mutfaklar mühürlenmiş.
İlgili semtlere karışmış almaktan caydığım nefeslerim,
Hep başka şehirlere gidesi geldiğindenmiş,
Yüzükoyun uzanmakta ve usanmakta olan sevmeyişin.
Demek bileti kestirdiğin an değil,
Gidişe bindiğin anmış kendimle cenk edişim.

Şimdi uslu bakıyorum fiil cümlelerine.
Onlar da sokağın sahiplerine küşmüş.


Paralel evrende ben, Aykut

Bazı şeyleri tanımlamaya böyle göt gerekli


-Senin niye boyutun büyük ?
-Seni daha iyi görebilmek için.

Bir ihtimal daha var. O da gülmek mi dersin ?..










25 Şubat 2019 Pazartesi

Mutluluk Kimin Olduysa İpotek Ettirmiş (Karşılığında)

Yokluğun varlığa karıştığı mevsimler geçiyor.
Varsak, şimdi eyvallah !
Vazgeçme demişler senaryo belli.
Hadi tut ellerimden,
İki tane var hepsi hepsi zaten.

Mühür oldu,
Zaman bu vakit,
Sensizliği yasakladım.
Kanım aksın, vazgeçmem !

Şu zaman kötüysem,
Bırakalım savsasatalar kenara.
Hadi ısır gençliğimden,
Bitiyorken, bitmesin dediklerimden.
Sevda masal değil arkadaşlar,
Kandırmasınlar.

Üstüme varmayın benim !
Seviyorum sadece.
Sade.

Sensizlik içimi kemiriyor.
Söndürün ışıkları..

Ben, Aykut


Çok başka dövüştüm bir zamandı,
Neden aynalar onlardan yanaydı ?
Kendim içimde bir dünyada içtikçe kusuyordum.
Oğlum bildiği gibi değil, dediler.

6 Şubat 2019 Çarşamba

Onda Dokuzunun Kalmasından Rahatsız Olan Birciler Barınağı

Uzak kaldık nesi varsa şimdi. Toplu taşımaları hatırlamaz oldu. O en arka kapı susmuş. Haksız diyeni perişan ederler. Kalkıp gitmedikçe biz, daha da uzak kalacağız. Neyse mesafeler sabit, stabil. Mesafeler sabit ama tütünler farklı. Anlat bakalım, anlatabilirsen. Yokuş aşağı bir yaşam bu menekşe. Beni hatırladın mı ?

Sokağın en çalgılı tarafından yürümüştüm. Senin toprağın kurumuş zamansız. Bittabi bakar körmüşüm. Notalar çalınırken kulağıma o an, en az şimdi kadar mutluydum. Sağlık olsun bir zamandı. Dünyada daha kalabalıktım. Dünya da daha kalabalıktı belki. Ama belliki yeniden yeşermene gönlüm el vermemiş. Kanımda alkol, ben sokaklarında gezerken; başka bir yana fırlatmışım seni. Kırılan saksının dahi bakmamışsam yüzüne, bil ki haklıyım ! Ömür yemekten başka tek faydası olmayan senelerde çiçeğine yasaklıyım.

Tek mermi hakkın var dediler. Sıkmadım. Hala saklarım.

Bak yine hep aynı şeyden,
Uykumdan çaldım.

Şu kısacık ömürler başka şehirlerden yoksun.
Anlamını yitirmiş senelerin kalemi.
Kapsız kalmış sessizlik yazan defterim.
Olsun.

Biri bende kalmış, onda dokuzum.

Türlü isimler birikmiş.
Ahmet amca mesela,
Bugün kapatmama kararı almış dükkanı.
Camında adı boyayla yazılan esnaflarındanı semtin.
Yaza yaza bitmemiş, 
Bitmesinden korktukça da vazgeçmiş.
Tanıdık gelir olmuş,
Kalemi kelimelerine sinmiş.

Aynı gecelerde farklı karanlıkları yaşatmışlar.
Notalarla tehdit etmişler garipleri.
Teki adını vermemiş, 
Diğerleri tek senin adını zikretmiş.

Nasılsa kimsede hissesi yok sevdanın,
Nasıl da kimsesi yok.

Bırakım bunları,
Manası yok anlatmanın.


Alakasız, Aykut




23 Ocak 2019 Çarşamba

Kraliçem, Pek Zaman Olmuştu..

Kapanır gökyüzü.
Başka bir zaman gelmek gerekir.
Görüntüleri basit hayatın.
Hadi, konuş benimle,
Kaç kuruşa uçtu kuşlar ?
Kaç Gruşa öldü sessiz ?
Öldürüldü..

Tekrar yağmadı işte aynı yağmurlar.
Bak seneler oldu,
Bekledik, bekledik, bekledik.
Konuş benimle,
Bulutlar ucuzladı, dünya pahalılanırken.
Ve hala günah iken senin kadehlerin,
Gülümsüyorum.
Bu başka bir türü ibadetin.

Başka tınılarla çalkalandı kulak,
Başka tenlerle terlendi.
Utandın mı ?

Ben unuttuğuma utanırken,
Yağmayan yağmura suç buldum.
Vurulmadı kelepçeler !
Çalınmamış ne kadar ıslık varsa,
Mutlak bir yerlerde.
Ve istikamet musalla ise şüphesiz,
Boşa duyulmuşsa şarkılar,
Şimdi sen yada diğerleri,
Affedilmeli.

Özgürlüğe selam olsun !

Kapanır gökyüzü,
Başka bir zaman daha gelmek gerekir. 



Nüktedan,Aykut

Çizdik ama canlı değil işte.. Yaşamıyor abi !





8 Aralık 2018 Cumartesi

Yaşam Gayesinde Tüketilen Enerjinin KDV Oranı

Hadi kapatalım seneyi !
Cebimde ellerim, üşümesi dert değil.

Vakti geçmiş ne kadar teklif varsa,
Ve sonradan istenmemiş çok bilinmişlikler,
Girilmedik kapılar, işlenmedik günahlar..
Hepsi yan odadan dinliyor söylediklerimi.
Masum bakmanın, masum olmaya yetmediği günler..
Güller diyorum paşam,
Kocaman bahçelerde türünü bilmediğim çiçekler.
Sormayın işte.
Kaç yanı kaç bucak bu sevmelerin ?
Düzeltmiyorlar artık beni.
Mutluluğun damlaya damlaya aktığı,
Tutkunun şehvetlere nispet yaptığı seneler,
Neredeler ?..
Sormaya utanır olmadık mı ?

Hayatın gam yükünü sırtlamak yolun yarısını belirlemeye yetiyordu sanki. Daha soğuk oluyordu, uzaktaki uykulardan geçilmezken yaşadığım evler. Hastalıklar bahaneydi ölmeye. Belkide diğer bir  bahanesiydi başka başka ölümlerin. Sen göçmüşlerin çeyrek asırlığı, tüttürdüğün tütün ciğerlerine işlemese bari.. Alıp gitmeli derken buralardan seni, haklı sebeplere sığınmana vicdanım müsade ediyor. Mutlu kal !

Vurduğun mühür son olmalı, yeter dedirtenlere karşı..

Tam kapatmıştım kapıları, ceketimin sıkışmasına mani olamamışım.

Kaldırımın en ucuna yarım basıp düşmemi izleyenler, başka filmlere bilet alırken görünmüşler.

Sunduğum çiçekler kurusa da aşk anlatılamayacak kadar baki azizim.

Nefeslerimiz sayılı iken, hadi söndür artık şu sigaranı !

Ne vapur kaldı ne de tren; tanıdık nevresimler, müzmin duygulara yenik !

Unutulmaya yüz tutmuş, sokağımdaki köpekler.

Üzülmeyin, görünmesem de buralardayım.


Üç köşeli kareler, Aykut


Karanlığın sesinde seni duydum.
Laf kalabalığı bu etme.
Başka kalabalıklarda da kaybolamamıştım.












25 Temmuz 2018 Çarşamba

İnsan Ömrünün Cenin Pozisyonu Almasına Zamanın Tepkisi

Oturduğumuz semt gereği piyano tuşlarının o mukaddes sesi gelmeyecekti elbette sokaktan. Başka bir sesin daha önce görülmemiş bir rengi bu kulağıma çalan. Ben bugün olduğumdan daha küçüğüm; aynada baktığımı aktarıyorum. Ayna salonun yan odasında ama salon ile arasında bitişik iki kapılı büyük bir kapı, kendi kapısı dışında. Daha da küçük iken bana salıncak olan. Birinci dereceden bir tık yukarı ama yakın bir akraba olabilir belki, yan odada rengini anlatamayacağım çevirmeli bir telefon yardımı ile uzaktaki birileri ile görüşme yapıyor. Ben adının yatak odası olduğunu bildiğim bir odadayım. Elbise dolapları benden fazlası ile yaşlı.

Birde yatak var odada büyük pay sahibi ve bana bir şeyler söylüyor. Yanlış anlamıyorsam, ranzasının altında saklananlardır anlatıyor. Mutlu değil belliki. İnsanlara temas eden yüzeyi dalgalı, biraz dağınık. Bu da böyle olsun denilebilecek bir buzdolabı var, ömürlük. Ev genel anlamda ufak ama kış günü sıcak olur böylesi. Göğsüm sıkışıyor, evde ondan başkası yok. Yatağı daha iyi duyabilmek için üzerine yüzü koyun uzanıyorum. Telefon görüşmesi devam ediyor. Bu sefer buz dolabı dile geliyor ama şikayetçi değil. Anlayabildiği kadarı ile "Erzurum" diyor, umursamıyorum. Yüzü koyunluğumu bozmadan yatağa paralel oluyorum ve altındakilerin merakı bir korkuya dönüyor. Biraz yüksekteki pencere havanın kapadığını ve yağmura meyilli olduğunu belli ediyor. Oda da kararmaya başlıyor sessizce. Ölmüş bir adamın ayakkabı temizleme kalıbı çarpıyor gözüme dip karanlığına bürünmüş yatak altından ve ben "hiç göremedim" diyorum kendi içimden. Kılıç biliyorum karşımdaki dolapta şaka değil ama dolap yaşlı ve ben ona saygı duyuyorum. Eli olsa öperdim hatta. Hatta bir keresinde açık dolap kapağına kafamı çarptım. En kolay olanı ağlamaktı, öyle yaptım. Sonra dip karanlığı korkusu beni odanın dışına atıyor. Yürüme alanlarının darlığı ve kahverengi kömür sobasının işgal ettiği yerin yanında duran ayakkabılarım sokağın çekiciliğini gözüme sokuyor. Yağmur başlamış.

Tabi ki izin almam gerekecek kadar küçüğüm ve korkmuyor da değilim hani. Salonda balkon kapısı hafif aralık, yağmur damlaları balkonun çiçeklerine damlıyor. Ben son yanak kasımı dışa doğru çekerek, hayatımın manasızlığına anlam arıyorum. Telefon görüşmesi bitti. Mutfağa geçen babaannemin altında basma bir etek, başı beyaz bez parçasına sarılı ve saçların son kır zamanı. Salonda karıştırılması gereken bir ton dolap kapağı bana gülümsüyor. Müzik seti için babamın tek erkek kardeşi uzaktan bekçilik ediyor. Bakışlarını biliyorum. Çok güzel bir yağmur yağıyor ve doğduğum semt ıslanıyor. Mutluyum. Salon dışındaki odada bir kanepe, hani o bozuk gösteren varaklı aynanın olduğu odada. Yemek masası çok kahverengi ama sandalyeler hep içten kırılmış. Anlayana. Kanepenin dikiş makinasına uzanan tarafındaki camdan dışarı bakıyorum. Mezarlık yerinde. Belirli bir amacım yok. Sıkılmaya ramak kalmış belki. Eski bir masaüstü saat var elimde, salondaki dolaptan babaannem yardımı ile elime aldığım. Uyandırmak için sahip olduğu müzik bana mutluluk veriyor. Kanepenin üzerinden dışarı baktığım cam kapalı. Yağmur hızlanıyor olmalı ! Çokta mümkün olmayan uzağa bakabilme durumunu yağmur iyiden iyiye kesiyor. Arkamı dönüp aynaya bakıyorum. Aynanın varaklı çerçevesine sıkıştırılmış, el yordamı ile kesilmiş bir kaç fotoğrafta ben varım. Sonra tekrar elimde saat ile cama doğru..

"Balkona çıkalım mı babaanne ?"

Şimdileri hızla yaşlanıyorum.

Bir tuhaf, Aykut.

bana bazı şeyler katan kasımpaşaya ve çocukluğuma teşekkür ediyorum.










12 Nisan 2018 Perşembe

Bazı Şekillere Göre Üzeri Örtülü Biyolojik Durumlar ve Canlılardan İnsan

Ne oluyor da toplanıyor bu kelimeler ? Bunun en mantıklı cevabını verecek kişi ile aynı şehirde milyonlarca kilometre uzaklardayız. Kocaman mantık insanı, aynı kocamanlıkta yıkıldı. Şahidiz. Sonra sevdanın kabesinde görenler oldu beni. Arada dostlar alışverişte görsün dediğim gezintilerimiz de oldu tabi. Dürüstlük çok ucuz lan. Niye yalan söyler bu insanlar, hatta böylesi naif konularda anlayamıyorum. (Beni ilk defa okumayan birisi şu anda "ne biçimde normal yazıyorsun lan at herif" diyebilir. Merak etmeyin, delirmedim. Ara sıra aldığım "hadi yazda kafamız iyice bulansın" mesajları beni perişan ediyor. Lütfen devam edin.) Yeniden doğmuşum gibi dönmek kolay olmadı elbette. Ama bende yıldız abla gibi mezar taşıma "bu ilk ölüşüm değil" diye yazılsın isterim heralde.

Her şey yoluna girdi derken, saçma sapan bir şarkının hayat hikayeni sikmeye yeltenmesi çok klişe gibi gözükse de hayatın kocaman bir gerçeği bu, a dostlar ! İnanın bana okuduğunuz her kitap bitmeye mahkumdur. O şarkıların birinden de bahsedeceğim. Hatta şu an milyonuncu kez kulaklığım vasitasıyla tecevüzlerine devam ediyor. Kitap için de siz derseniz ben bir daha okumak istiyorum. O da sizin özgür iradeniz. Bir şey diyememekten ziyade, demeyeceğim. Neyse. Bu günlerde hayatımın uzun yıllar önceki dönemlerinde az çok başarılı sayılabileceğim bir branşın ilk etap uzmanlığına hakimiyet sağlamış ve bununla yetinmeyip eğitmenliğine bulaşmış birinden sizlere bahsetmekte isterdim. Fakat böyle bir şey yapmayacağım. Bokunu çıkarmayalım lütfen. Öhö, öhö..

Her zaman geriye adım atmak isteyecektir ayaklar. Bıraksam ilk yapacağı şey takılıp düşmek olacak. Bunu biliyor bütün insanoğlu. Hakimiyet erkanı benliğim beni çok sorguladı. Bakın defaten aha şimdi boka bulanacağım dediğim her kişilikte hüsran yaşadım. Belki kendi içimdeydi hüsranlarım ama rengi ile durumu resmedecek ressam yok. Bundan eminim. Hayaller ekilir mevsim çıkmazlarına, insan buna en müsait canlıdır. Tek akıl sahibi canlısı mevlanın, akılsızlıklar içinde sürüklenir gider. Ve zaman her saniye yeni bir küfür ekler yaşantılara. Çekip gidesin sadece anlık gelir. Zamanını belirleyen saatine bakarken hemde. Kandırmayalım birbirimizi. En kötü gitmeden dönüş planların olur iç cebinde. O iç cebi var ya, sırf onu da yakamıyorsun cekete kıyamadığından. He taksi beklesen ayrı. Ateş mümkünü zamanlar doğurabiliyor çünkü. Oğlum gariban insanlarız şurada. Fakat garibanlıkta ağır basan yanlarımız hep başka olmuş. Bütün insanlar toplanıp bazılarınızın yüzüne tükürsek, bazılarınız çok üzülür elbette. Yine de bırakalım tükürükler garibanlarda kalsın. Solan nevresim takımları mı dersin, yaşama tutunabilecek suyu bulamayan menekşeler mi, sahil kenarı bir semtte simiti ayrana en çok biz yakıştıralım hevesleri mi ? Neler tükenmedi değil mi ? Bunları saymanın manası yok. Ulan bu son istanbuldu da deme arkadaşım. Umudunu kaybetme ! Bin defa da geçsen o kimilerine göre kutsal kapıdan, etme. Bas bakalım marşa, o motor çalışacak. Sen motoru sadece, neyse. Umudu çağıranlara gelsin o zaman, ihtimalleri asla tüketmek istemeyenlere sırada ki şarkı. Bakın asla sevgisiz, gamsız pezevenk ruhluları kast etmiyorum. He birde bana ve elbette ki sana öğretmenim !




Yalnızca, müzik dünyasına olan katkıları ve  gerçek sanatçı üretimleri ile aşırı saygıyı hak eden minik serçeye derin saygılarımla.. (merve bize kastın var bacım)

Ve gözlerin geçti önümden.
Doyasıya bakmaya niyetlendiğim.
Biraz sert ve tuzu kuru yaşamlara,
Ağır giden usülden tükenenlere
Saçlarında yaşam bulamayanlara karşı.
Tam ortasında durdum karanlığının
Hayat bağcıklarım dolanık.
Ve puslu bir bakışın ardındayım.
Seslen dedin sandım.


Bir zamandayım şimdi.
Bu senin akşam üstün.
Sonu gelen bir şarkı var üstünde.
Yenisinin sözleri kime dair ?
Benim ise sana benziyor nağmelerim.
Haydi, şu an söyle !
Dağılsın bir yerlere notalarımız.
Sol anahtarım şimdi kalbin.
Oradan tutup başlamalı şenliklere,
Elinden tutup bağırmalı sev diye.

Biraz telaşlı olacak bakışların.
Tanıdım, anladım o olacak adın.
Süslü kelimeler süreceğiz bize.
Müsaadenle..


********************************************


Sebebine bilet kesilmiş cümlelerimin.
Birine gidiyorum ki tahmin edemezsiniz.
İlk değil, uslanmadığıma seviniyorum.
Buna hep sevindim.
Usanmadım da !

Ölmediğimin kanaatine varıyorum şimdileri.
Öldürülemediğimin.
Bakınız çok ciddi yeni açan çiçeklerim.
Ela gözlerinde kaybolasım gelir.
Gamze meselesi bende kalsın.

Kimselerin suçu yok.
Son imtihanlar belki bunlar.
Hadi, okuyun sınav kağıtlarımı !

Ne de güzel başka dertlere gark olabilmek.
Dağılabilen polenlerine konabilmek mevsimlerin.
Kanatlanıp ta uçmadan beklemeyi becerebilmek
Üzüntüleri saklı tuta tuta yerlerini unutabilmek.

Boşuna sevinmeyin insanoğlu, yaşıyorum !


Bir başka sevgiler, Aykut.


bizi şekillerden şekillere biyolojik durumlar

kaderin yayı kuruludur sayın yargıç









11 Mart 2018 Pazar

Aynı Titanik'in Son Batışı İsimli Çok Perdeli Müzikal.

Belki o yüzden, belki ağır geldiği içindir.
Şimdi hep bir cumartesi içim.
Adımlarım gittiğin yere ters,
Özlemlerden bir buket vazomda.
Olamayışlar birikiyor ardiyede.
Ve sen kandan sıcak hala.
Bunca yakınlığın uzaklığına sitem ettim.
Yine bir cumartesiydi ve ben vazgeçtim.

Sokağında türküler söylediğim semti kaybettim.
Bulamadım bir kıymet, iyi bir niyet.
Olsa olsa kısmet ve hayret !
Senesi olacak baharların bizden gidişlerinin.
Benim şimdileri iç çekişlerimin, tadı bambaşka.

Olduğum yerler, aradım durdum kendimi.
Seni benzettim her şehrin kalesine.
Kalıcı mevsimler tükenmiş demek.
Demek hep o bakışmaların bahçesiymiş,
Seni beklettiğim.
Kovuldum !
Üstümde kırağı ama başım dik !
Dona kalmanın farklı makamlarda nağmesi,
Anlatırım sabahlara değin.
Dokunsalar ağlardım dahası çoşardım,
Kış sonrası ırmaklar gibi.
Bir bakışı dönmedi gece gözlerinin.
Canın sağ olsun.
Ve biliyor musun, ben gideli de çok oldu.
Ve üzgün olmak bir hâl sadece.
Öğrendim.
Özlem vazomu buraya bırakıyorum.

Çırıl çıplak başladım,
Yolun yarısının az öncesinden.

Olur ya, sende de beni bağıran birşeyler varsa,
Veriver ateşi her yanından, harla !
Öyle ya, en güçlüsü sensin.
Sen kazandın ya hani..
Yapma allah aşkına !
Defalarca görmezden geldim pişmanlıklarını.
Defalarca paylaşılan aynı çarşaflar gibi hemde.

İyi kadınların kötü çocuklar doğurabilmesiydi,
Bilindik bir filmin, son sahnesiydi ödevin.
Ve bitirdin, benden mezun olabildin.

Kırık lambamın yanmasını beklerdim.
Mütemadiyen, yarı ölü hallerime seni.
...........
Yarım bırakıyorum, alışkınım.


Şimdi başka güzel bir yöne içten gülüşlü, Aykut


yüksek bir kulede yalnız kaldım
saatlerim çalındı aylarca sessizkaldım
önceleri inanmak istemedim
diretti uzaktan gözlerin
zihninle tanıştım

uzun uzun düşündüm
ömürlerce düşlediğim günleri savdım
adına dokundu diye kırdığım ellerden utandım
peş peşe sigaralar yaktım
yitirmedim tebessümü
ardından böyle baktım


hazırladım bohçalarını
doyurdum karınlarını
öpüp kokladım defaten
uğurladım içimdeki çocuklarını




17 Şubat 2018 Cumartesi

Ne Kadar Çok Balık ve Akvaryum Senden de Önceydi Tiradım

Zor oldu biliyorum.
Gönül harbi bu çetin,
Bakışların bende kalmış.
Kokun ezberimde.
Elime kalem kağıt,
Haritam vücut hatların.

Geliverdim oyununa.
Kilometrelerin dili olsa şimdi,
Bekleyişler önünde eğilir.
Hepsi sana kesikliğimden,
Hepsi sana sen tutkularımdan.
Susmuş bu aşkın çalgısı çengisi,
Öte durmuş bir zamandır,
Beklemekte senli günleri.

Usulca sevgiler biriktirmek,
Dokunabilmek gözlerine,
Adından daha yakışabilmek,
Çokça sevda vesaireleri.
Al sana kara sevda !

Sevgiler, sanırım ben.


Hep bir yasak kendime
Kurallarım sana dair
Kuklası geçmişim aşikarım
Her şeyde varsın
Varmışsın.

11 Şubat 2018 Pazar

Temsili Dünyalar ve Başka Günaydınlara Uzak Saatler

Neyi temsil ettik şimdi ?
Kırılmış o son eşyayı mı ?
Masada duran hiç kirlenmemiş bardakları mı ?
Başımı döndüren ve sonradan kısalan saçlarını mı ?
Hakikati, düpedüz.
Yok, yok.

Bak dolambaçlı bir yol bu.
Aynı yere dönmeyelım diye hatırlarım.
Kahvenin aynı bildik tadı, değişmiyor.
Beşiktaşın sokakları soğuk ve kararsız.
Hakikat, yoksa yalan mı ?
Değildir umarım.
Sessiz sinemada başka gemilerin tarifini,
Kartal heykelinde dilenen dilencinin acizliğini,
Kırgınlık ertesilerinde çiçeklerinin önemini,
Bensiz günlerin sana getirilerini soramadım.
Öyle ya, sıradan bir insanım.

Şimdi, cevabını duyamayacağım şekilde,
Ve lütfen, neyi temsil ettik şimdi ?

Sorgulamamak en iyisi.


Sev..,Ay...

İlk elin günahı

23 Ocak 2018 Salı

İstemsiz Yedi Günün Sekizinci Beyanatı

Bir sabah olurdu .
Güneş bilirdi adını, menekşe.
Sen bilmezdin.
Üstümüzde ince bir yorgan titrerdi.
Sürerdin gözlerini üstüme.
Başka bir zaman vesvesesi sarardı,
Bulutları kayıp gökyüzümü.
İç çektirirdin yıldızlara.
Nefeslerini sayardım ben,
Koyu kahverengi bakardın,
Ne kadar karanlığı varsa boğardın.
Acımak bulunmazdı lugatında.
Ansız gidişlerin yerini alırdı.
Adı değişirdi yalnızlığın.
Kitabımın ilk sayfasında,
Oturduğun sokağın tam ortasında,
Birde güzel günlerinde aşk bağının;
Seni sarardım yaşam kavgama.

Tut ki sevinmedim o yollara.
Hasadı yarım kalan insanlara,
Kilometrelere varan tutsaklığa,
Kızamadım,
Beni sevdanın kurşunuyla vuranlara.
Yanımı yerde koyan,
Bir kenarında adın yazan yalnızlığa.
Adın, uçmayı bilmeyen kanatlarımda.

Hadi, öpüp kokla eserini.
Çoktandır aynı nevresimlerim.
Senden beri, esirliğimden beri.


Sevgiler, Aykut


beklenti biletin sana küsmüş

elinde dizili parmakların yok
yüzünde gülüşlü mevsimlerin
tadı kalmamış haftaların
yıllar tüketmiş malumatfuruşluğu
çırılçıplağız, gün sekizinci gün


23 Aralık 2017 Cumartesi

Bugün Tatlı Almayacağım Cümlesinin Değişken Kararlılık Seviyesi

Kısa bir adım.
Seni konuşmuyorlar şimdileri.
Masanın kaybedeni söz hakkı aldı.
Ağaçları yaşlı ve gözü pek artık.
Kalkıp gitmeyi, düşünmekle yetindi.
Susuşlar kaç puan krubiye ?

Işıkları söndürün ki görmeyelim.
Bize, sen olanı unutmayı zaman seçiyor.
Hak tanınmayan yalnızca bizlerde değiliz.
Başka türlü bir orgazm bu, keyifsiz.
Adını hatırlamıyorum.

Hiç fark etmedin ama, yaşlandık.
Ben daha anca anca "fark etmez" diyebiliyorum.
Ölümün yanışlar ile süslendi.
Anlatmak istemiyorum ben.
Alıp götürüyor memurlar.
İnanmaksızın hemde.
Kollarıma girenler memurlar oluyor.

Sen gözde bir vizyon filminin gişecisi,
Elin bankonun altından görünmüyor.
Saklanan çocukları da kayıp.
Oyun diye başlamışlardı halbuki.
Mahalleye perişanlık gelmesi sebebisin.
Vücuduma farklı tatlar yaşatma prensesi.
Benliğiminde yedek ceketi olmuştun.
Meğer düzgün ıslanamamışız,
Meğer düzgün ağlayamamak.. inanma !
Uyanamadığım sabahların da suçlusu sen.
Memurlar tekrar soruyor,
Ben dinlemek istiyorum oysa.
Biri bir mum yakmış, aydınlık için.
Aynı aydınlıkta vuruyorlar yüzüme,
Temas dahi etmeden senli şen günleri.
Gülmeden edemiyorum.

Para üstünü vermek için ellerini çıkartıyorsun bankodan.
Benim satın almak için takatim kalmamış.
Sen..

Burayı kim tarif etti ?

"Ömrümüzün son görülmesi kapalı komşular."
Her anlam mübah gözükmesin, kıskanırım.

Esenlikler, Aykut

emzikler üzgün, üzgün biberonlu şeylerimiz




dinlesenize !




10 Aralık 2017 Pazar

Ansızın Bir Yerde İnecek Var ! -1-

Söyle bir şeylerde gülümsesin, en azından tebessüm etsin bünyem. Uykumu yitirdiğim bir gece daha bu. Gelmişsin hiç bir şey yokmuşcasına, yaşanılanlar hiç yaşanılmamışcasına oturmuşşun o hep oturduğun yere. Hoşgeldin.

Geri bırakıldım. Yoktun. Senin sanırsam itilaf devletlerin vardı; benim müttefiklerim. Birbirimize güzel yemişler sunduk. Gülmene yardımcı olamayacağım için şimdiden özür dilerim. Bir menekşe, bir dağ gibi yıkıldı karşımda; içimde belki de. Bize yakışmayan ne varsa yaşadım. Gelmeni beklemiyor olmamı defaten tekrarlamam seni üzmesin sakın. Aynı filmin beğenilmeden ikincisinin çekilmesi kadar mali duygular beslenen bir arzu bu. Islak kaldırımlar aynı yerlerinde dururken ve manzaram değişmemişken henüz; uzun kilometrelere koşarak geldiğini hatırlıyorum. Zamanın tutuştuğu ve mekanların yandığı güzel günlerin hatrına kentler yüzümüze gülmüştü. Damarlarımdan akan ismini bilmediğim şeyler vardı ve bütün imkanlar bir anda tutuşuverdi. Kısa kesmek değil derdim. Oysa uzun uzun sövmek istedim zaten çoğu zaman başka yöne bakışlarına. Neyimin neresinden yitirdiğin hangi umut konusu, alıkoymuştu beni senden? O köyün bütün erkeklerine lanet olsun ! Beni anlıyorsun değil mi ? Boşversene, anlasaydın gitmezdin.

Bir çiçeğimiz vardı. Saksılara sığmayan cüssesi korkuturdu insanları. Çünkü iki kişiydik. İçimde turnalar uçmaz olmuş şimdi. Konu saptırmamın psikolojimden olduğunu söyleyen hekim yakınlarım oldu. Aldırmadım. Hatta hazır sırası gelmişken, bir çocuğumuz olsaydı onu da aldırmazdım. İyi ki olmamış. Gidişlerine benzerdi yüzü ve gözlerini babasından alırdı. Ben üzülürdüm. Neyse ki çocuk kısmına gelemedik öykümüzün. Bir yerlere kadar varmıştık oysa, bir yerlerime kadar varan ellerinden çok hemde. Bağımsız konuşuyorum, bağışlamasan da olur. Tek başınalığı tattığımda, esir düşmüş komutan oldu zihnim. Zamanın zamansız geçmesini beklemenin sabırsız dümenine sayısız kez takılıp düştü gözlerim. Kulenin uzağı görebilen en uç noktasından uzun boylu laflarını bekleye dura vazgeçmeyi arzuladı defalarca. İsmin gökyüzünde bulutların arasından bir kaç kez okunabildi sanıyorsam. Hiç kaçırmadım seanslarını. Çünkü eksik bakıyordum zaten; çünkü insanı bir yerden bir yere götürebilen tüm biletlere nefret duyuyordum. Çok duydum gelmeyeceğini, herkesler söylüyordu. Kime göre iyilik, kime göre direncimi kırma gereksinimleri olarak algılayacağımı bilemiyordum. Günler günleri, aylar ayları net şekilde kovaladı. Bu bakış açımla doğru orantıdaydı zira. Nedeni ise nöbet bir kağıda yazılıyordu, birde sensizlik nöbetleri göğsüme; fısıldıyorlardı. (Anlamsız) Ağlamıyorum. Anlam bakımından değer kaybeden cümlelerini uzun zaman sonra denize kıyısı olan bir kayada ateşe verdiğimi sonra anlatacağım. Bir gün inanır mısın, erkek başıma feminist düşüncelerim oldu. Yine yoktun. Yüksek bir tepeden yuvarlanarak düşmeyi düşündüm bir defa. Senin bir tarafı uzun bir elbisen var ya hani; o üzerinde. Bacağının açık kalan bölümünden bileğine tutunmuşum, yuvarlandıkça bünyeyi terk eden fikirlere el sallıyorum. Sen farklı bir keyiftesin, neşedesin, serdesin. Bir gece, gecenin belirsiz karanlığında da gelmiştin. Muhtemel kapanan gözlerin getirmişti seni yanıma. Ben uykusuzluğun içinde, güney bir kentte mümkün olabilecek bir soğukluğun titreyişlerinde düşünedururken yanıma uzandın. Alsın dedim canımı inandığım. Almadı.

Bir yere ayrılma, su alıp geliyorum.















5 Aralık 2017 Salı

Bir Türlü Uğurlanmayan Senelere Spesifik Bakışlarımı Bulamıyorum

Bit artık ikibinonyedi ! Çok netim değil mi ?
Aykut

iyi nişan alan bir sene oldu.

yaşam kaynağım gencebayın akşam güneşiymiş.

ikibinonyedi ve ben, sağda ki ben

eskilerden; sandalyeden düştü bel kemiğim